nadideakdeniz@yahoo.com.tr

Nadide Akdeniz

Nadide Akdeniz'in Gizemli Dünyası (Gösteri, Temmuz 2004)

“Benden onlara benzer olmayı beklemeyin.
Ve onları yineler olmayı beklemeyin.
Herkes yeniliğine varır kendine kalırsa
Kimseden bana benzer olmayı beklemeyin.”
Özdemir Asaf.

Ravelli Sanat Galerisi’nin İstanbul’daki ikinci sergisi Nadide Akdeniz ile açıldı. (3 Nisan-7 Mayıs 2004) “Sakın çiçek göndermeyiniz”. Nadide Akdeniz’in mekanı kuşatan büyük boyutlu tablolarının yeşilleri yetmez mi? Üstelik de bunların içinde ”Pastalı garden parti” isimli tablo söz konusu olunca. Bu resmiyle Nadide Akdeniz kendi yeniliğine ulaşmış görünüyor. Resimleri dikkatlice izleyin. Bakın, üst kısımlarda, hemen yaprakların arkasında kremalı pastaları göreceksiniz. Ne demek istiyor acaba Akdeniz?

“Pasta, toplumsal, sınıfsal bir anlam taşıyor ve hala bizim toplumumuza yabancı, bize ait değil. Aynı zamanda pasta bir obje olarak çok çekici, süslü, gösterişli, üstelik iştah açıcı ve haz verici. Dolayısıyla üzerine çok çeşitli ve zıt anlamlar yükleyebiliriz. Kuşkusuz bu resim, kurgusuyla da, içeriğiyle de bir ayrılmışlığı, bir seçkinliği, bir yabancılığı işaret etmektedir. Fakat aynı zamanda buluşma, dostluk, paylaşım gibi sosyal iletişim alanlarına dikkati çekiyor.” Sosya-ekonomik düzeyi altta olanlar ekmeği zor bulurken, .pastayı nasıl alsınlar ki? Akdeniz’in evine gittiğinizde yok yoktur’un anlamını daha iyi anlarsınız. Hepsini de Nadide eliyle hazırlamıştır, hem de büyük bir özenle yaratıcılıkla. Börek her defasında ayrı bir börektir. Resimlerindeki her bitkinin her yeşilin ayrı bir anlamı olduğu gibi. Özdemir Asaf misali o da “yalnızlık paylaşılmaz” gerçeğini biliyor. Resimdeki pasta yapay bir ürün. Formunun çekiciliği, süsleri pastayı şık bir kadına benzetmemize olanak verecektir. Bir anlamda pasta ile cinsellik arasında da çağrışımsal bir ilişki kurulabilir. Akdeniz’in ilgisi doğal olanla yapay olanın arasındaki karşıtlığa işaret etmek. Örneğin bebek-pasta-doğa üçlüsünde yapaylık katlanıyor ve gerilim artıyor. Nadide bunu kendisi şöyle ifade ediyor: “Benim resimlerimde doğa resme dönüştüğünde onu bir kez yapaylaştırmış, hareketsizleştirmiş, durdurmuş oluyorum. Öteki objelere gelince onlar ikinci kez yapaylaşmış ve yabancılaşmış oluyor. Bu karşıtlık ve bu karşıtlığın yarattığı gerilim resmimin düşünce tabanını oluşturuyor. Öteki objeler gibi doğanın da bilinen genel bir anlamı var. Güzel, hoş, rahatlatıcı gibi. Öte yandan doğa gizemli, korkulu, ıssız, tehlikeli de olabilir. Şeyler üzerindeki bu karşıt durumlar bana çekici geliyor. Bu objeleri bu nedenlerle seçiyorum. Resimlerimi öyküler üzerine kurmuyorum. Benim anlatacak bir öyküm yok. Ama öyküleri ima eden işaretler var. Resmi izleyenler özgür. İsterlerse resimler üzerine öykü yazabilirler.”
-Yani ben de öykü yazabilirim, yorumda bulunabilirim değil mi? Bir sorum var önce: Sen kediyi de çok seviyorsun, kuşu da. Acaba bunun, yukarıda sözünü ettiğimiz toplum severlikle ilişkisi var mı?
“Kedileri seviyorum.Kediler insanlara çok yakın, evcil, sokulgan, çekici ve güzel hayvanlar. Ama aynı zamanda sinirli ve yırtıcı olabilirler. Eski Mısır’da tanrısallaştırılmış bir hayvan. Bir kediniz varsa o sizin yaşamınıza katılır hatta yaşamınızı biçimlendirir. Kedinin cinsel hayatı da çok ortadadır. Örneğin bir kelebeğin, bir örümceğin cinselliğini fark edemezsiniz. Ama kedi öyle mi? Sabahın erken bir saatinde dişi bir kedinin erkeğini çağıran sesiyle uyanabilirsiniz. Kedi benim resimlerim için bu karşıtlıkları taşıyan cazibeli, anlamlar yüklediğim bir obje.”
-“Resim kadına hep yakıştı.” Yakışmaz mı? Nadide Akdeniz resim aracılığıyla paylaşıyor yalnızlığı. Yeşillerin arasında organize ettiği garden partide bakalım neler ikram edecek bize? “Yedi adet bitkilerde cinsel organları çağrıştıran küçük resimler ve yedi adet kullanılmış, atılmış bebekler. 130x92 boyutunda pastalı Garden Parti, 220x180 boyutunda Buluşma ve daha başka resimler.
- Neden şurası- burası kopuk, iyi kullanılmamış, atılmış bebekler? Çocukluğun ile bir ilişkisi var mı acaba?
- “Benim de bebeklerim oldu. Ama bir tanesinin yeri var. Bir bebek beğenmiştim, çok ısrar etmiştim anneme alması için. Çok güzel bir bebekti. Zaten bütün bebekler güzel yapılmamış mıdır? Sevinerek eve geldim. O zamanlar bebeklerin gövdeleri bez, kafaları alçı ya da kırılgan bir şeydendi. Aynı gün daha oynayamadan, keyfini çıkaramadan, yanlışlıkla bebeğin üstüne oturdum ve bebeğin yüzü onarılmaz biçimde paramparça oldu. Çok ağladım. Annem bebeğe beyaz kumaştan içi pamukla doldurulmuş bir baş yaptı. Yüzüne; göz, burun ve dudakları işledi. Saç yapamadığı için başına bir eşarp taktı. Çok çirkin bir bebek olmuştu. Ailedekiler çirkin bir hizmetçinin adını koydular ‘Urukça’. Bebekle alay ettiler. Adı çirkin kendi çirkin bir bebek. Çok üzülmüştüm. Ailede hala konuşulur.”
- Bebekle ilgili başka anıların var mı?
- “Çocukken bebeklerin ağızlarını ve popolarını deler onları beslerdim. Verdiğim su nereye gidiyor diye merak ederdim. Çalışan bir şeyin nasıl çalıştığını mutlaka görmek isterdim. Kurmalı oyuncaklar o yüzden en çok merak ettiğim şeylerdi. Kendime bez bebekler, başka oyuncaklar yapardım. Karton kutuları beyaz kağıtlarla kaplar, çay kutularından evler yapardım.” Yine Özdemir Asaf katıldı konuşmamıza.
- “Oyuncak bir musluk gördünüz mü?/Ben çok oyuncak askerler gördüm.

Resmin kendi plastiği içinde Beyaz’a da ayrı bir anlam verdiğini söylüyor Nadide Akdeniz.
- “Beyaz, temiz, duru, durağan olanı temsil ediyor.” Beyaz örtü üstünde geçirmiyor muyuz tüm gecelerimizi. -“Bana göre beyaz, resimlerimde insanı, insana dair olanı, biraz önceyi, yaşanmışlığı, şimdiyi temsil ediyor. Biraz önce yaşanmışlık; şimdi-burada. Bunun işareti; yeşil ve beyaz. Bir de, bu uyuşmaz durumları saklayan, karışık bir doğa.”
- Uyuşmaz durumlardan söz ediyorsun, niçin rahatsız oluyorsun söz konusu uyuşmazlıktan? - “Bu yapraklar, teker-teker yaşayan sihirli objelerdir, benim için. O objelerden bir dünya kuruyorum. Doğayı yeniden kurguluyorum. Bu doğa, uyum kadar uyumsuzluğu, karşıtlıkları, sayısız kesişmeleri ve sayısız ilişkileri içeriyor. Uyum varsa uyumsuzluk da vardır. Doğa bilinenin ve görünenin aksine tehlike, korku, kaybolma kaygısı gibi olumsuzları da taşıyor.”

Bu ifadeler, Nadide Akdeniz’in resimsel lirizminde, psiko-sosyal boyutların bulunduğunu gösteriyor. Özgün ve özgür bir doğaya karşı, kısıtlayıcı ve baskılı bir yaşam. Gerilimler, yasaklar, hele cinsel konularda. Nadide Akdeniz’in bugünün yapaylaşmış dünyasını simgeleyen “Adem ile Havva” adlı tablosunda da görürsünüz bu yasakları.

Renklerin, simgesel anlamlarını ilk olarak M. Loxenfeld ele almış ve daha sonra Gelb ve Goldgstein (1920-1925) tarafından geliştirilmiştir. Böylece Berlin ekolünün bu konudaki çalışmaları, düşünce düzeyi ile kişiliğin dinamik nitelikleri arasında bir ilişki olduğunu ortaya çıkarmıştır. Renkler ve kişilik yapısı alanındaki yeni araştırmalar Beyaz’ı içrel boşluk, öfke, bastırılmış saldırganlık duygularını ifade eden renk olarak gösterir. Buna karşın yeşil, toplumseverlik, duyarlılık, psikolojik ilişki rengidir. Yeşil, çok katı bir disipline tepkiyi de ifade eder bazan.

Nadide Akdeniz’in bilinçdışındaki ikizli (ambivalent) duyguların nedeni açıkça ortada. Ressamımız, bir yandan öfkeli, agrassif, bir yandan da sevecen, beraberliği isteyen, kollarını açan bir varlık. Çocukken bebeklerin başını-poposunu delen ve bunu da rasyonalizasyon (usa vurma) mekanizmasıyla örtmeye çalışan Nadide Akdeniz artık kremalı-tatlı, harika pastalar sunuyor insanlara. Onları böylece onarmaya çalışıyor. (Réparation de l’autrui). Onarım, bundan sonra kendisi için olmalı diyorum ve resimleri, söz konusu doğrultuda değerlendiriyorum. (Réparation de Soi-méme). İnsan önce kendini onarmalı ki, başkasına yardım elini uzatabilsin. Bu anlamda Nadide Akdeniz, hem kendini onarıyor bence, hem de bizleri. İma ediyor, karşıtların altını çiziyor; kırıkları, parçalanmışlıkları toparlıyor, anlamlı bir bütünün içine yerleştiriyor. Ama “merak” devam etmekte. Bir korku filmine ilişkin sorular gibi: “Acaba sonu ne olacak?”

“Bir noktaydık onunla ikimiz,
Bir çizgi olduk evreni dolaştık.
Çizgimiz büyüdü, gitgide yürüdü,
Yolumuzda boy-boy anlam noktaladık...”
Özdemir Asaf

Yanımızda anlam olduktan sonra nerelere gidilmez ki. Yolun açık olsun sevgili, değerli Nadide Akdeniz. Garden partiye ben de geliyorum. Görüşürüz.

Neriman Samurçay